Türkiye’nin gündemindeki Man Adası…

0
337

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun elindeki belgelere dayanarak partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakınlarının para gönderdiği iddiasıyla gündeme gelen Man Adası’nının adını Türkiye’deki hemen herkes ilk kez duydu.
Hatta, dünya sularını “avuç içi” yapan bahriyeli subaylar bile bu adanın varlığını yeni öğrendi.
Bizdeki merak duygusunu hissetmiş olmalı ki, BBC’nin Türkçe bölümü, bu ada hakkında ayrıntılı bilgi yayınladı.
Biz de belki günün birinde birilerinin yolu düşer diye bu ayrıntıları paylaşalım istedik.

84 BİN KİŞİ YAŞIYOR

Man Adası (Isle of Man) Britanya ile İrlanda adaları arasında bulunan 572 kilometrekarelik küçücük bir ada.

84 bin nüfuslu ada ne Birleşik Krallık’a ne de Avrupa Birliği’ne dahil. Fakat ada dışişleri ve savunma alanında Birleşik Krallık’a bağımlı. Birleşik Krallık’ın adayı savunma ve ada adına diplomatik ilişkiler yürütme yükümlülüğü bulunuyor.

Man Adası, Birleşik Krallık’ın bir parçası olmadığı için adada Brexit (AB’den ayrılma) referandumunda oy kullanılmadı.

Fakat Man Adası vatandaşları aynı zamanda Birleşik Krallık vatandaşı olarak kabul ediliyor ve bu sayede Birleşik Krallık ve dolayısıyla Avrupa Birliği pasaportuna sahipler.

KİŞİ BAŞI GELİR 50 BİN DOLARIN ÜZERİNDE

Man Adası, düşük vergileri nedeniyle bir “vergi cenneti” olarak ünlenmişti. Ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasına (GSYH) en büyük katkıyı finans sektörü veriyor ve bu sektör de off-shore bankacılıktan besleniyor. Bu sayede adada kişi başı GSYH 50 bin doların üzerinde.

Ada son dönemlerde bu kötü ününü silebilmek için onlarca ülkeyle vergi bilgisi değişim anlaşması imzaladı. Bu stratejinin bir sonucu olarak OECD 2009 yılında adayı “uluslararası vergi standartlarına uyan ülkelerin” dahil olduğu Beyaz Liste’ye ekledi.

FİLM VE TV DİZİLERİNİN “ÇEKİM SETİ”

Adadaki diğer önemli sektörler ise ışıkçılık sektörü ve turizm. Tarım ve balıkçılığın önemi son dönemde azalış gösterdi.

Man Adası hükümeti, adayı TV prodüksiyonlarına da açtı ve böylece 1995’ten beri bu küçük adada 100’den fazla film ve dizi çekildi.

Adada para birimi olarak İngiliz sterlininin yanı sıra Man Poundu da kullanılıyor.

DÜNYADAKİ EN ESKİ MECLİS

Man Adası, 1866 yılında özerklik kazandı ve demokrasisini geliştirdi. 979 yılından beri toplanan, parlamento ve senatodan oluşan Tynwald adlı meclis, dünyadaki en eski meclis olduğunu iddia ediyor.

Tynwald, ülkeyi yöneten Bakanlar Kurulu’nu seçiyor. Bakanlar Kurulu’na “Şef Bakan” denen bir başbakan liderlik ediyor. Meclis üyelerinin çoğu bağımsız.

Adanın “lordu” Kraliçe İkinci Elizabeth. Kraliçe’nin atadığı Vali Sir Richard Gozney de adanın yönetiminde yetki sahibi. Ancak valinin yetkileri 1900’lerin başından itibaren zamanla azalıp, sonunda sembolik bir hale dönüşmüş.

Man Adası’nda yaşayan 84 bin kişinin yarısından azı bu adada doğmuş.

Adanın başkenti ise Douglas kenti.

TARİHİ MÖ 6500’E DAYANIYOR

Denizlerin yükselmesi sonucu MÖ 8000’de Britanya adalarından koparak bir adaya dönüşen Man’daki ilk insan kalıntıları MÖ 6500’e kadar uzanıyor.

Ada’da kalıcı ilk yerleşimi kuranlar Keltler olmuş, 1079’da ise Vikingler’in kontrolüne geçmiş. 1266’da İskoçya’nın denetimine giren ada, 1764’te Birleşik Krallık’ın kontrolüne girmesine rağmen ülkenin bir parçası haline getirilmemiş.

Adanın bugün kullanılan bayrağında üçlü sarmal şeklinde bacaklar bulunuyor. Bu bacaklar hem zırhın içinde, hem de altın mahmuzları var.

Britannica Ansiklopedisi’ne göre bu bayrak, eski çağlarda kullanılan gamalı haçların bir devamı niteliğinde. Gamalı haçı sıklıkla kullanan İskandinavların bu simgeyi Man Adası’na da getirmiş olabileceği düşünülüyor.

ANA DİLİ OLAN MANSKCA UNUTULDU

Bayrak 1929’da resmen ülke bayrağı olarak kabul edilmiş.

Ada’da bir zamanlar Manskça denen yerel bir dil konuşulurmuş. Ana dili Manskça olan son kişi 1970’te yaşamını yitirse de, dili yeniden yaymak için çalışmalar yürütülüyor. 2001 yılında Manskça eğitim veren ilk ilkokul açılmış.

İNGİLİZ BÜYÜCÜLÜĞÜNÜN MERKEZİ

Türkiye’de bir anda herkesin adını duyduğu Man Adası hakkında bazı bilinmeyen ayrıntıları da bugün Cumhuriyet’ten Nilgün Cerrahoğlu köşesinde “Man Adası’nın Perileri” başlıklı yazısında derledi.

Man Adası’nın büyücüleriyle ünlü olduğunu belirten Cerrahoğlu, yazısında şöyle diyor:

“… Eski çağlarda yaşayan büyücülerin ruhlarının cirit attığı söylenen ‘İngiliz pub’larıyla hayatımda ilk kez İrlanda’da karşılaşmıştım. O zaman birayı fazla kaçırınca herhalde böyle büyü, büyücülük hikâyelerine sardırıyorlar diye düşünmüştüm.

Ama İrlanda ile İskoçya’nın tam arasındaki kara parçası ‘Man Adası’nın dört dörtlük bir ‘büyü ve büyücülük’ merkezi olduğunu öğrendiğimde, konunun bu coğrafyada hiç de öyle hafife alınmadığını anladım.

‘Pub’ ne ki? Man Adası’nda, ‘perili ve büyücülü’ diziyle restoran, şato, malikâne, kilise, mezarlık var…

Adanın bir numaralı kenti Douglas’ın tarihi tiyatrosu ‘Gaiety Theatre’ı örneğin ‘şov’larından çok, ‘perisiyle’ ünlenen ‘B14’ numaralı koltuğu ile biliniyor.

Sözü edilen koltuk vaktiyle, eşini savaşta kaybeden yaşlı bir kadına aitmiş. ‘B14’ün müdavim sahibesi buraya öyle bağlıymış ki, Gaiety Theatre’in sahnesinde ve kulislerinde hâlâ salına salına boy göstermekteymiş.

O kadar ki Gaiety Theatre sahne performanslarının yanında ‘hayalet turları / ghost tours’ıyla da tanınıyor.”

BÜYÜCÜLÜK MÜZESİ BİLE VAR

Büyük Britanya’da kralların “büyücü avı” sürdürdükleri yıllarda, İngiliz büyücülerin burada kendilerine kurtarılmış bir bölge bulduklarını vurgulayan Cerrahoğlu, Man’ın en çok turist çeken diğer ‘büyü mekânı’nın da gerçekte “büyücülük müzesi” olarak anılan eski bir değirmen olduğunu anlatıyor.

Margaret Ine’in yaşadığı 1600’lü yıllardan kalan bina, 1800’lerde yanmış. Yangından sonra büyücülerin burada ayinler düzenlediğine inanılırmış. Metruk kalan değirmen, II. Dünya Savaşı’ndan sonra büyü meraklısı bir “MI6 görevlisi” tarafından satın alınmış.

Nilgün CERRAHOĞLU’nun yazısı

MAN ADASı’NıN PERILERI…

“Man Adası”nın büyücüleriyle ünlü olduğunu biliyor muydunuz?
Sihir dünyası ile nam salan roman kahramanı Harry Potter’dan çok önce, “Man Adası” İngiliz büyücülüğünün merkezi olmuş…
Eski çağlarda yaşayan büyücülerin ruhlarının cirit attığı söylenen “İngiliz pub”larıyla hayatımda ilk kez İrlanda’da karşılaşmıştım. O zaman birayı fazla kaçırınca herhalde böyle büyü, büyücülük hikâyelerine sardırıyorlar diye düşünmüştüm.
Ama İrlanda ile İskoçya’nın tam arasındaki kara parçası “Man Adası”nın dört dörtlük bir “büyü ve büyücülük” merkezi olduğunu öğrendiğimde, konunun bu coğrafyada hiç de öyle hafife alınmadığını anladım.
“Pub” ne ki? Man Adası’nda, “perili ve büyücülü” diziyle restoran, şato, malikâne, kilise, mezarlık var…
Adanın bir numaralı kenti Douglas’ın tarihi tiyatrosu “Gaiety Theatre”ı örneğin “şov”larından çok, “perisiyle” ünlenen “B14” numaralı koltuğu ile biliniyor.
Sözü edilen koltuk vaktiyle, eşini savaşta kaybeden yaşlı bir kadına aitmiş. “B14”ün müdavim sahibesi buraya öyle bağlıymış ki, Gaiety Theatre’in sahnesinde ve kulislerinde hâlâ salına salına boy göstermekteymiş.
O kadar ki Gaiety Theatre sahne performanslarının yanında “hayalet turları/ghost tours”ıyla da tanınıyor.

MI6’in müzesi
“Man”ın “hayalet turları” Gaiety tiyatrosu ile bitmiyor…
“Şehir turları”nın yanında, ıssız, kuş uçmaz kervan geçmez kırsal alanlara da bu isim altında turlar düzenleniyor. İrlanda Denizi’nin yüksek dalgalarının sarp kayalarda yankılandığı vahşi bir doğanın ortasında, “tık tık üç kere geldiysen vur” psikolojisine girmek çok zor olmamalı.
Güneşin görülmediği karanlığın baskın olduğu bir tabiat ortamında doğaüstü olaylara, gizli ve akıldışı güçlere inanmak görece olarak daha kolay sanırım. “Man” üstelik kaşık kadar bir ada. “Büyü” ve “büyücü” geleneği, bu yüzden çok gelişmiş.
Büyük Britanya’da kralların “büyücü avı” sürdürdükleri yıllarda, İngiliz büyücüler de burada kendilerine kurtarılmış bir bölge bulmuşlar.
Büyücüler İngiltere’de yakılırken burada mahkemeler; “suçsuzsun ama sakın bir daha yapma” diyerek onlara müsamahalı davranmış. Man’da bu yüzden sadece iki büyücü yakılmış.
1617 yılında Margaret Ine Quane isimli bir kadın, “oğlu” ile adanın güney ucundaki Castletown kentinde ateşe verilmiş. İki büyücünün yakıldıkları bu yer de, şimdi adanın en ilgi çeken turist mekânlarından sayılıyor.
Man’ın en çok turist çeken diğer “büyü mekânı” gerçekte “büyücülük müzesi” olarak anılan eski bir değirmen.
Bu değirmenin ilginç bir hikâyesi var:
Margaret Ine’in yaşadığı 1600’lü yıllardan kalan bina, 1800’lerde yanmış. Yangından sonra büyücülerin burada ayinler düzenlediğine inanılırmış. Metruk kalan değirmen, II. Dünya Savaşı’ndan sonra büyü meraklısı bir “MI6 görevlisi” tarafından satın alınmış.
Britanya’daki “büyü işleri” anlaşılan öyle gelişmiş ve köklü ki, Londra hükümeti harpte Cecil Williamson ismindeki bu istihbaratçıya Nazi Almanya’sının okültizm diye bilinen ezoterik uygulamalarını araştırmasını istemiş. Birleşik Krallık “gizli servisine” çalışan bu eleman sonra “Man Adası’nda” “büyü ritüellerinin” ve “ak/ kara büyü” ile bilumum “simyacılık” yöntemlerinin sergilendiği işte bu “büyü” müzesini açıyor.

Ejderha gıdıklanırsa
Gel zaman git zaman müzeyi Williamson’dan Gerald Gardner adlı biri satın alıyor. Gardner’ın burada sonra “Wicca” diye anılan bir büyücülük dininin kurucusu olduğuna inanılıyor.
Müze Gardner’ın hayatta olduğu ’70’lere dek açık kalıyor, sonra İngiltere’nin Cornwell kentine taşınıyor.
Birden hayatımıza giren “Man Adası”nın bir özelliği eğer “vergi cenneti” olmasıysa, diğeri de işte böyle “büyü” ve “büyücülük”…
İnsanın aklına “Bunlar yoksa reise büyücülerin komplosu mu” diye gelmiyor da değil.
Komplonun her türlüsüne inanıyorsunuz da, büyücülerin komplosuna mı inanmıyorsunuz?
Harry Potter’ın meşhur büyücülük okulunun bilinen sloganıdır: “Draco Dormiens Nunquam Titillandus/Uyuyan Bir Ejderhayı Asla Gıdıklama!”
Birileri ejderhayı belli ki fena halde gıdıklamış olmalı.

Kaynak: BBC Türkçe / Nilgün CERRAHOĞLU (Cumhuriyet)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here