Amerika’yı vergiye bağlayan Aslanlı Paşa: Cezayirli Gazi Hasan Paşa

0
337

Atilla Duran / 14.10.2016
1713’te Rodosto’da (günümüzde Tekirdağ) doğmuştur. Bazı kaynaklarda aslen Balkanlı Pomak olduğu bildirilmektedir. Gençliğinde Cezayir ocaklarına yazılıp, orada yükselerek Tlemsen Beyliği’ne getirilmesi dolayısıyla “Cezayirli” lakabını almıştır. Lakabı “palabıyık”tır. Evcilleştirdiği bir aslan ile birlikte dolaşması ile meşhur olmuştur.

1773 senesinde, Haliç’te, Tersane-i Amire’nin Darağcı semtinde, Tersane Hendesehanesi’ni kurmuştur. Burası 1784’te Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1795’te Mühendishane-i Berri-i Hümayun, 1883’te Hendese-i Mülkiye Mektebini doğurmuş ve İTÜ, Deniz Harp Okulu ve Yüksek Denizcilik Okulunun kuruluşlarına ön ayak olmuştur.r

Yıl 1783, ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başlar. Daha 25 Temmuz 1785’te, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi, Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirilir. Bu gemi, Boston Limanı’na bağlı Kaptan Isaak Stevens’ın idaresindeki Maria’dır. Arkasından, Philadelphia Limanı’na bağlı Kaptan O’Brien’ın Dauphin’i de aynı akıbete uğrar. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlıların eline geçer… ABD Kongresi, 27 Mart 1794’te, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için Başkan George Washington’a 700 bin altına yakın harcama yetkisi verir. Böylece ABD, Osmanlı tehdidi karşısında donanmasının temellerini atmış olur. 5 Eylül 1795’te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul eder. Anlaşma Kongre tarafından 1796’nın 7 Mart’ında onaylamış ve Amerika Birleşik Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun resmen vergi mükellefi olmuştu. Anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik’te, gerekse Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı altını (216 bin dolar) ödemeyi kabul eder. Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Gazi Hasan Paşa imza koyar. Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış olur. Bu, ABD’nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan birkaç anlaşmadan biri olduğu gibi; yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan belgesidir.

ABD’nin 225. yıldönümünde Yale Üniversitesi’nin arşivinde ortaya çıkan belgenin dili ‘Original in Turkish’ ifadesi ile baştan belirlenir. Metin besmele ile başlayıp hemen girişinde “Bu belge dünyanın hâkimi, denizlerin ve karaların hükümdarı, kralların efendisi, sultanlar sultanı, imparatorlar imparatoru, Sultan Mustafa Han’ın oğlu Sultan Selim Han’ın dikkati nazarı altında imzalanmıştır. Allah, O’nun hükmünü daimî kılsın” şeklindeki ifadeler vardı ve bu ifadeler, metni Türk tarafının yazdırdığını göstermekteydi. 22 maddelik anlaşmanın tamamı avalon.law.yale.edu/18th_century/bar1795t.asp#1 adresinden incelenebilir. Devlete sadık, gayretli ve sözünü esirgemeyen bir kişi olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa, mal varlığının büyük çoğunluğunu devlet işlerine harcamış, öldüğünde tahminlerin çok altında bir servet bırakmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri, anısına Deniz Kuvvetleri Eğitim Gemisine ismini vermiştir. (TCG A-579) Cezayirli Gazi Hasan Paşa.

*Bu yazı Bilim ve Ütopya, Aralık 2015 sayısında yer almıştır.

Diğer bir yazı

Aslanla gezen Cezayirli Hasan Paşa

Süleyman Arif Özkut

Cezayir’e yaptığı bir deniz yolculuğu esnasında çıkan fırtına neticesinde genç Hasan’ın bulunduğu gemi, Avrupa bandıralı bir yük gemisiyle çarpışır. Kendi gemisinde bulunan hemen herkes korkudan kaçışırken Hasan, karşı gemiye atlar ve bu gemide bulunan silahlı 15 kişiyi tek başına yatağanıyla yere sererek gemiye el koyar.
Devlet-i Âliye’nin altı asır süren ömrü boyunca öne çıkan en önemli özelliklerinden biri de, karşılaştığı problemlere geliştirdiği hızlı ve kesin çözümlerdir. Bu çözümler mali, siyasi ve askeri olabildiği gibi geniş yelpazedeki reformların hayata geçirilmesini de içerir. Sorunlara çözüm bulma yolunda isimleri öne çıkan tarihi karakterler ise kendilerinden sonraki dönemlere eserlerini miras bırakmışlardır.
İmparatorluğun 18’inci yüzyılda karşılaştığı hayati problemlerden bir tanesi, Osmanlı donanmasının 1770 tarihinde Çeşme’de yakılmasıydı. Bu feci olay, Akdeniz kıyılarının beşte üçüne sahip olan imparatorluğun bir anda deniz kuvvetlerinden mahrum olmasına sebep olacaktı ancak Cezayirli Hasan Paşa’nın ve halefi Küçük Hüseyin Paşa’nın çabaları ve donanmada yaptıkları yeniliklerle problem kısa sürede çözüldü. Donanma, 25 seneye kalmadan Atlas Okyanusu’ndan kalkıp gelen Amerika Birleşik Devletleri gemilerinin, kıyıları taciz ve işgal girişimlerine karşılık verebilecek seviyeye geldi.

ABD’ye Osmanlı tokadı
ABD, koloniler halinde kalkıştığı bağımsızlık hareketiyle İngiltere’yi bölgesinden çıkarmış ve bağımsız bir devlet olarak tarihteki yerini almıştı. 1776 yılında bağımsızlığı kazanan bu yeni devlet için Avrupa ile ticaret ve okyanus güvenliği oldukça önem arz ediyordu. Bunları tesis edebilmek için Akdeniz sularında birtakım faaliyetlerde bulunuyordu ABD gemileri.

Akdeniz yakınlarında bulunan Cadiz’de gezen Kaptan Isaac Stevens’ın idaresindeki gemiye Cezayir korsanları el koymuştu. Kısa bir süre sonra Dauphin adlı ABD gemisinin de akıbeti aynı oldu. Bunun üzerine Cezayir korsanlarını cezalandırmak isteyen ve büyük beklentileri olan ABD, yeni donanmasıyla Akdeniz’e indi ancak sonuç hiç de bekledikleri gibi olmadı. İngilizlerden kalan güçlü gemileri bulunan ABD donanması, Xebec denilen Cezayir korsan gemilerinin Akdeniz’e uygun kıvrak yapısı karşısında pek tutunamadı ve donanmasının tamamına yakınına el konuldu. Sonrasında Akdeniz açıklarında faaliyet gösteren altı ABD gemisi daha ele geçirildi.
ABD’nin ilk başkanı olan General Washington, bu feci mağlubiyet üzerine kongreyi toplama kararı aldı. 27 Mart 1794 tarihli toplantıda, Cezayir’de faaliyet gösteren Türk korsanlarına karşı durabilmek için 700 bin dolara yakın bir paranın donanmanın inşası için ayrılmasını teklif etti. Durumun vahametini kavrayan kongre, bu teklifi kabul etti. Böylece bağımsız olduktan sonra ticari filolarını korumak için gönderdikleri ve ilk donanmaları sayılabilecek gemilerin Türklerin eline geçtiğini kabul etmiş oluyordu ABD. ABD’nin büyük bir donanma hazırlamaya karar vermesinin, Osmanlı’nın bir eyaleti olan Cezayir korsanlarından yediği ağır darbe sonucu gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Geçen süre zarfında Cezayir donanması ve korsanlarıyla baş edemeyeceğini anlamış olan ABD barıştan yana tutum takınmaya başladı ve 5 Eylül 1795’te ABD’nin Cezayir’deki esirlerini, önemli kaptanlarını ve en azından ticari gemilerinden bir kısmını kurtarmak adına anlaşma girişimlerinde bulunduğunu görüyoruz. General Washington’un isteklerinin yerine gelmesi için 642 bin altın doları gözden çıkarması ve Atlantik ile Akdeniz’deki filolarına dokunulmaması karşılığında ise yıllık 12 bin Osmanlı altını (216 bin dolar) ödemeyi kabul etmesi gerekiyordu. Taraflar arasında 22 maddeden oluşan ve Türkçe olarak kaleme alınmış bir antlaşma imzalandı. Söz konusu bu anlaşma, ABD’nin vergi vermeyi kabul edip karşı tarafın üstünlüğünü net olarak kabul ettiği ve kendi dili dışında imzaladığı ilk ve tek anlaşmadır. Anlaşmanın muhatapları da ilginçti. Başta Fransa gibi birçok ülkeyle diplomatik ilişkisi başlayan ABD, dönemin Osmanlı imparatoru III. Selim tarafından muhatap kabul edilmemiş olmalı ki, anlaşma metninde Washington’un muhatabının Cezayir Beylerbeyi ve dayısı olan Hasan Paşa olduğunu görüyoruz. Normal şartlarda özerk bir yapısı bulunması sebebiyle Cezayir’in iç işleriyle ilgili kararlarda hür olduğu fakat uluslararası bir meselede İstanbul’daki sultanın onayı olmadan hareket edemeyeceğini biliyoruz.
1770’te donanması Çeşme’de tamamen yakılan Osmanlı’nın 25 yıl gibi kısa bir sürede bu şekilde toparlanması dikkate değer bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Bu toparlanışta aslan payının Cezayirli Hasan ve Hüseyin Paşalarda olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Paşalar, yaptıkları yerinde reformlarla hem donanmanın yeniden inşasını hem de Cezayir’i başına buyruk şekilde yöneten dayıların disiplinli bir yapıya kavuşmasını sağlamışlardır. Peki, kimdi bu Cezayirli Hasan ve Hüseyin Paşalar?

Kölelikten kaptanıderyalığa
18’inci yüzyıl Osmanlı denizcilerinin en büyük isimlerinden biri olan Cezayirli Hasan Paşa’nın oldukça fantastik bir yaşam öyküsü olduğunu belirtelim. 1713 yahut 1715 yılında doğduğu tahmin edilen Paşa’nın Midillili, İranlı yahut Balkan kökenli olduğuna dair türlü rivayetler var kaynaklarda. Çocukluk yıllarında harp esiri olarak Hacı Mehmet adlı bir tüccara köle olarak satılan Hasan burada, çocukluğundan itibaren ticareti öğrenir. Hasan’ın delikanlılık yıllarında takındığı asabi tavır özgürlüğün kapılarını aralar kendisine. Efendisi Hacı Mehmet, genç Hasan’ın asabi tavırlarından çekinmeye başlar ve onu yanından uzaklaşması şartıyla azat eder. Özgürlüğüne kavuşan Hasan, Yeniçeri Ocağı’na girer. 1738 yılında Belgrat’ın Avusturya’dan geri alındığı kuşatma savaşına katılır. Cesareti ve gözü karalığıyla dikkat çeker bu savaşta. Savaşın ardından Cezayir’e gitmek üzere Belgrat’tan Tekirdağ’a gelir. Gemiyle gerçekleştirdiği bu yolculukta yaşadığı macera, genç yeniçerinin dönüm noktası olur. Yolculuk esnasında çıkan yoğun fırtına sonrasında genç Hasan’ın bulunduğu gemi, Avrupa bandıralı bir yük gemisiyle çarpışır. Kendi gemisinde bulunan hemen herkes korkudan kaçışırken Hasan, karşı gemiye atlar ve bu gemide bulunan silahlı 15 kişiyi tek başına yatağanıyla yere serer. Bir kısmını ise kamaraya kilitler. Bütün bunlar yaşanırken Hasan’ın yolculuk ettiği esas gemi, fırtınanın etkisiyle uzaklaşır ve gözden kaybolur. Ele geçirdiği geminin dümenine geçen Hasan, gemideki birkaç kişinin de yardımıyla Cezayir’e gelmeyi başarır. Dönemin Akdeniz korsan merkezi olan Cezayir’de, tek başına gemi elde eden bu genç, ilgi odağı olur. Ele geçirdiği gemi kendisine bırakılan Hasan, burada “dayı” adıyla görev yapan kaptan ve denizcilerle yakın arkadaşlık kurmaya başlar. Önce Cezayir liman reisliğine ve daha sonra Cezayir Beylerbeyi tarafından Tlemsen şehrinin sancak beyliğine getirilir.

Bir süre sonra Cezayir Beylerbeyi ile girdiği hasmane ilişki sonucunda görevinden alınır, öldürülme riski ortaya çıkar. Bunun üzerine gemisine atlayarak İstanbul’un yolunu tutar. Osmanlı donanmasına bağlı miri(sıralı) kaptanlar arasına girer. Önce riyale yani tuğamiral, daha sonra da kaputane yani koramiral olur ve uzun yıllar Osmanlı donanmasında hizmet eder. Savaş sırasında karşılaşılan tehlikeli durumlara kendine has yöntemlerle cevap vermesi onun en önemli özelliklerindir. Bu özelliğine dair şöyle bir örneği aktarmanın yerinde olacağını düşünüyorum: Çeşme’de Türk donanması yakılınca Ruslar Limni Adası’nı kuşatarak teslim almak üzeredir. Boğazlara ve İstanbul’a saldırma ihtimalleri konuşulmaktadır. Bu noktada Hasan Paşa İstanbul’daki eski gemileri hızlı bir tamirden geçirip Çanakkale Boğazı’na gönderdiği gibi buradaki kara tahkimatlarını da güçlendirir. İstanbul’dan yanında getirdiği ve sayıları 4 bini bulan ayak takımı ile kayıklarla Limni’ye ulaşır. Yanlarında top bile olmadan yapılan bu saldırıyı, o dönem Osmanlı ordusu hizmetinde bulunan Baron Dö Tot intihar ve cinnet hali olarak nitelendirecekti fakat sanılanın aksine Hasan Paşa, yanındaki toplama gönüllüleriyle Limni’den Rusları çıkarmayı başardı. Bu büyük başarı üzerine altın çelenkle gazi unvanı verildi kendisine.

Atabey Hasan Paşa
Cezayirli Hasan Paşa’nın korsanlıkla başlayıp Kaptanıderya olmasından sonraki dönemde önemli adımlar attığını görüyoruz. Rahat ve uzun soluklu adımlar atmasının sebeplerinden bir tanesi de sultanın güvenini fazlasıyla kazanmış olması. Bu güvenin kazanılmasında hem cesareti hem de sultan I. Abdülhamid’e yapılmak istenen darbe hakkında sultanı önceden uyarmasının etkisi büyük olmuş. Gelen doğru istihbaratla püskürtülen bu girişim sonrasında sultan, Hasan Paşa’ya sonsuz bir sadakat ve güven beslemiş. Sultanının sadrazamlık teklifini tatlı bir şekilde reddeden Hasan Paşa’nın, kimlerin sadrazam olabileceği konusunda daimi bir etkisi olduğunu da belirtelim. Başarılarından ve sultanla olan karşılıklı güven ilişkisinden ötürü Hasan Paşa, Osmanlı tarihinde başka hiçbir kaptanıderya veya sadrazama nasip olmayan bir elkab kazanacaktır: I. Abdülhamid, Hasan Paşa’yla devlet yazışmalarında “atabey” şeklinde hitap edecektir. Esasında Selçuklu ve Ortaçağ İslam devletlerinde yaygın olarak kullanılan bu unvan, sultanın akıl hocası olan ve kendisine hemen her konuda danışılan bilge devlet adamlarına verilen unvandır.
Osmanlı donanmasının Çeşme’de yok olmasının ardından, mali durumun kritik vaziyette olmasına rağmen gerekli adımları atan Hasan Paşa, Leroi ve Durest adlı iki önemli gemi mühendisini İstanbul’a getirtti. Fransız tarzı hızlı ve seri hareket edebilen gemilerin planlarını bu mühendislere çizdirdi. Haliç Tersanesi’nde de belli başlı yeniliklere gitti. Gemi yokluğu yanında devletin yaklaşık 100 yıllık bir problemi olan personel yokluğunu gidermek için de birçok adım attı. Kasımpaşa’da bulunan Kalyoncu Kışlası bu eksiği gidermek için yaptırılmıştı Hasan Paşa tarafından. Burada halatçıdan dümenciye, topçuya kadar lazım olan bütün denizci sınıfları yetiştirilecektir. Kışlada ikameti mecbur kılarak merkezde her an 10’dan fazla gemiyi doldurabilecek personeli hazır tuttu. Okuma yazma bilmeyen Hasan Paşa, eğitime fazlasıyla önem verdi. Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi ve Deniz Harp Okulu’nun temeli olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’un temellerini attığını biliyoruz kendisinin.

Geriye Kasımpaşa’daki aslanlı heykel kaldı
Atabey Cezayirli Hasan Paşa, kabadayılıktan gelen sert bir mizaca sahipti. Gençliğinde bir avda yakalayıp evcilleştirdiği aslanı yanından hiç ayırmazdı. Cezayir korsanlarına getirdiği yeni nizamda Atlas Okyanusu’na açılıp faaliyet gösteren Müslüman korsanların büyük devletlere rağmen faaliyet gösterebilmesine olanak sağladı. Cezayirli Hasan Paşa, Karadeniz’deki kıyıya yakın kalelerin savunulması görevlerinde de bulundu. Sultan III. Selim tarafından sadrazamlık görevine getirilişinden yaklaşık dört ay sonra Şumnu’da vefat etti. Vefat ettiği Şumnu’da kendi yaptırdığı Bektaşi Tekkesi’ne defnedildi. Vefatı, disiplininden sıkılan denizci sınıfın bir kısmı ve bürokrasideki düşmanları tarafından mutlulukla karşılandı. Birçok devlet adamı ve bürokrat da yetiştiren Hasan Paşa’nın Kasımpaşa meydanında aslanıyla bir heykeli ve Feyhaman Duran tarafından çizilen bir portresi vardır.

Cezayirli Hasan Paşa’nın Çeşme faciasından hemen sonra ele aldığı reform programı, halefi Küçük Hüseyin Paşa ile devam etti. Sultanın kıyafetlerini muhafaza görevi olan baş çuhadarlıktan yetişmiş bir isim olan Küçük Hüseyin Paşa, selefinin yolundan giderek Le Brün, Benois ve İsveçli Mühendis Klenberg’i imparatorluk topraklarına getirerek devlet hizmetine aldı ve adları Selimiye, Heybet, Endaz ve Tavasu Bahri olan büyük gemilerin inşa edilmesine ön ayak oldu. Bütün bu çalışma ve emeklerinin, imparatorluğun Akdeniz’deki varlığının ve boğazların güvenliğinin sağlanmasında büyük tesirleri oldu.

Bir diğer anlatım şöyle

Osmanlı sadrâzamlarından ve meşhur denizci Cezâyirli Hasan Paşa

Osmanlı sadrâzamlarından ve meşhur denizci. 1720 (H. 1133)’de Gelibolu’da doğduğu rivayet edilmiştir. Bir rivayette de küçük yaşta İran sınırında esir alınmış, Tekirdağlı bir tüccar tarafından köle olarak satın alınıp, büyütülmüştür. Daha sonra Cezâyir’e gitmiş ve bir müddet orada kalmıştır. Cezâyirli denilmesinin sebebi budur. Henüz Cezâyir’e gitmeden, 25 yaşlarında yeniçeri ocağına yazılmış ve Belgrad seferinde büyük başarı göstermiştir. Cezâyir yolculuğu sırasında bir gemi ile yaptıkları çarpışmada düşman gemisine atlamış, iki gemi birbirinden ayrılınca düşman gemisinde kalmış ve büyük bir cesaretle tek başına düşman gemisine hâkim olmuştur. Cezâyir’den dönüşünde, tecrübeli bir denizci olduğundan, bir gemi verilerek, kaptanlar sınıfına alınmıştır.

1770’de mîr-i mîrânlık pâyesiyle kaptan olmuş, hıristiyanlardan Limni adasını alarak Gâzi ünvanını kazanmıştır. Aynı sene içinde vezir olan Hasan Paşa, kapdân-ı deryalığa getirilmiştir. Sırası ile Boğaz muhafızı, Anadolu eyâleti ile Rusçuk seraskeri olmuş ve aynı sene ikinci defa kapdân-ı deryalığa tâyin edilmiştir. 1780’de Mora vilâyeti de ilâve olarak idaresine verilen Hasan Paşa, 1786’da sadâret kaymakamlığına getirilmiş, iki sene sonra da kapdân-ı deryalıktan azledilerek, Özi kalesi seraskerliği yâni başkumandanlığına getirilmiştir.

Hasan Paşa’nın ikinci kapdân-ı deryalığı on beş yıl sürdü. Bu süre içinde pek büyük hizmetlerde bulunan Hasan Paşa, Suriye ve Irak’ta başgösteren Tâhir Ömer isyânını bastırmış, Mora yarımadasındaki isyânkâr Arnavutları yenerek fitne ateşini söndürüp huzur ve sükûnu yeniden sağladı. Daha sonra Hasan Paşa, 1787 Rus-Avusturya harbinde Yılan Adası savaşına katılıp, Rus donanmasını mağlûb etti. Ertesi yıl Kasım ayında İsmâil önünde de Rusları hezimete uğratınca başarısından dolayı 1789 senesinde kendisine vezîriâzamlık (sadrâzamlık) payesi verildi. Hasan Paşa’nın sadrâzamlığı üçbuçuk ay sürdü. 1790 senesi Mart ayında Hakk’ın rahmetine kavuştu ve Şumnu’da yaptırdığı Bektaşî zaviyesi civarında defnolundu.

Hasan Paşa, yürüttüğü devlet hizmetleri yanında birçok hayır eserleri de bıraktı. İstanbul tersanesinde kalyoncular için bir kışla yaptıran Hasan Paşa, Midilli’ye dört saat mesafedeki bir yerden şehre su getirterek çeşmeler yaptırdı. Bakla’da yine çeşme, Vize’de câmi ve hamam ve üç çeşme, Midilli adası ortasında Paşa Köşkü ve büyük mermer havuz; Limni, Sakız, İstanköy adalarında çeşmeler yaptırmıştır. Şecaat ve kahramanlığı had safhada idi. İmânı sağlam, idareciliği fevkalâdeydi. Kendisine alıştırdığı bir aslanı yanından ayırmazdı.

KURŞUN YARASI

Cezâyirli Hasan Paşa, kapdân-ı derya olduğu ilk zamanlarda, 1768-1770 seneleri arasında vuku bulan Osmanlı-Rus savaşı devam ediyordu. Rusların Akdeniz’e gönderdikleri Baltık donanması, İngiliz donanması ile takviye görerek, önce Osmanlı donanması ile çarpışmış, fakat bu çarpışmada kesin bir netice alınamamıştı. Ege kıyılarına yakın Koyun Adaları civarında yapılan ikinci bir savaşta asıl muhârebe, Hasan Paşa’nın kalyonu ile Rus amirali Spiridov’un gemisi arasında oldu. Hasan Paşa Rus gemisinin kendi kalyonuna yanaştığı bir sırada, birkaç çarmıh halatını kestirip, her ipe salıncak gibi birkaç Türk cengâveri yapışıp, otuz kadar yiğit ile birlikte Rus gemisine atlamıştır. Düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma esnasında Hasan Paşa bir kurşun yarası almışsa da, belli etmeden bir müddet daha ceng ettikten sonra leventleriyle beraber kendi gemisine geçmiştir. Bu beklenmiyen baskın ile şaşkına dönen Moskoflar telâşa kapılarak kendi cephaneliklerini ateşlemişler, ateş Türk gemisine sıçrayınca her iki gemi de yanmaya başlamıştı. Gemide kalmanın imkânsız hâle gelmesi üzerine Hasan Paşa yatağanını ağzına alarak beraberindekilerle denize atlamış, bir tahta parçasına tutunarak kıyıya doğru giderlerken kıyıdan gönderilen bir kayıkla kurtarılmışlardır. Hasan Paşa’ya gösterdiği bu kahramanlık sebebiyle beylerbeylik verilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here